İçeriğe geç

Sinema Tarihi

Sinemanın doğuşu: Lumière kardeşlerden Méliès’e

Hareketi Yakalama Arayışı

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru dünyanın dört bir yanında mucitler ortak bir merakın peşindeydi: Hareketli anları kaydetmek ve bu anları yeniden canlandırmak. Bu arayışın en önemli adımlarından birini 1878 yılında Eadweard Muybridge attı. Dörtnala koşan bir atı art arda fotoğraflayan Muybridge, hareketin evrelerini tek tek parçalara ayırmayı başarmıştı. Zamanla bu karelerin peş peşe akmasıyla gerçeğe yakın hareket yanılsamaları doğdu. Thomas Edison'ın şirketinde çalışan William Dickson ile birlikte geliştirilen Kinetoskop ise kısa filmleri bir aygıtın içinde oynatıyordu. Ancak bu aygıt toplu bir seyir için değildi. Tek bir kişinin cihazdaki küçük bir delikten eğilip bakmasını gerektiriyor, sinemayı bireysel bir deneyimle sınırlı tutuyordu.

Grand Café'deki Tarihi Akşam

Kinetoskop'un bireysel yapısını aşarak görüntüyü kalabalıklarla buluşturanlar Auguste ve Louis Lumière kardeşler oldu. İki kardeşin tasarladığı Sinematograf, devrim niteliğinde bir buluştu. Çünkü aynı makine hem çekim yapabiliyor hem de elde edilen görüntüleri beyaz perdeye yansıtabiliyordu. Tarihler 28 Aralık 1895'i gösterdiğinde, Paris'teki Grand Café'nin bodrum salonunda unutulmaz bir buluşma gerçekleşti. Bilet satılarak yapılan ve sinema tarihinin başlangıcı sayılan bu gösterimde on kadar kısa film yer alıyordu. Seyirciler perdede Lumière Fabrikası'ndan Çıkan İşçiler filmini ve gündelik yaşamın diğer anlarını izlediler. Kısa süre sonra gösterilen ve bir trenin gara girişini anlatan filmde, perdedeki trenin üzerlerine geldiğini sanan seyircilerin korkup kaçtığı anlatılır. Gerçi bu hikâyenin zamanla abartılmış tatlı bir efsane olduğu da sık sık dile getirilir.

Perdede Büyü ve Kurgunun Doğuşu

Lumière kardeşler hayatın olağan akışını belgelemeye odaklanırken, bir sihirbaz ve tiyatro sahibi olan Georges Méliès sinemaya bambaşka bir yön verdi. Kendi stüdyosunu kuran Méliès, kamerasını bir sihir aleti gibi kullandı. Çekim sırasında kamerayı durdurup sahnede küçük değişiklikler yaptıktan sonra cihazı yeniden çalıştırarak nesneleri yok etti, onları başka şeylere dönüştürdü ve hileli çekimler gerçekleştirdi. Bu yaklaşımın en parlak meyvesi, 1902 tarihli Aya Seyahat filmi oldu. Bilim insanlarının top mermisi biçimindeki bir kapsülle Ay'a gitmesini konu alan bu yapıt, kapsülün Ay'ın gözüne saplandığı sahneyle hafızalara kazındı. Hemen ardından, 1903 yılında Edwin S. Porter imzalı Büyük Tren Soygunu geldi. Porter, farklı mekânlarda geçen sahneleri peş peşe ekleyerek kurgunun sinemada hikâye anlatmak için ne kadar güçlü bir araç olduğunu açıkça ortaya koydu.

Perdede beliren ilk trenin yarattığı heyecanı ya da bir büyücünün kamerasından çıkan Ay yolculuğunu hissetmek isterseniz, bu dönemin filmlerine doğru kısa bir zaman yolculuğuna çıkabilirsiniz. Bugün sıradan gelen hareketli görüntülerin ilk kez ışıkla buluştuğu o büyülü anlara tanıklık etmek, sinemanın köklerini anlamak için eşsiz bir kapı aralayacaktır.

Kaynaklar

Sinema Gecesi için özgün olarak yazılmıştır.

← Sinema Tarihi · Zaman Tüneli