İçeriğe geç

Dönüm Noktaları · Sinema Tarihi

Sessizden sesliye: sinemaya sesin gelişi

Perdede Canlanan İlk Notalar

Sessiz film dönemi denildiğinde akla çıt çıkmayan salonlar gelse de filmler aslında hiçbir zaman tamamen sessiz izlenmedi. Beyazperdenin hemen altında oturan bir piyanist ya da sahnede yerini alan canlı bir orkestra, salondaki izleyicilere film boyunca eşlik ederdi. Oyuncuların dudaklarından dökülen kelimeler ise araya giren yazılarla aktarılırdı. Görsel anlatım bu sayede kendi dilini oluşturmuştu, ancak sektör perdeye gerçek sesi getirebilmek için arayışlarını sürdürüyordu.

Bu yöndeki en önemli adımlardan biri Warner Bros. stüdyosundan geldi. Şirket, sesi plak benzeri disklere kaydeden ve gösterim sırasında görüntüyle eş zamanlı olarak çalan Vitaphone sistemine yatırım yaptı. Beklenen büyük kırılma ise 1927 yılında gerçekleşti. Başrolünde Al Jolson'ın yer aldığı Caz Şarkıcısı, eş zamanlı şarkı sahneleri ve birkaç konuşma bölümü içeren ilk uzun metraj filmlerden biri olarak seyirci karşısına çıktı ve büyük bir ilgiyle karşılandı. Her ne kadar filmin büyük bir bölümü hâlâ ara yazılara dayanan sessiz film biçimini korusa da sinema artık geri dönülmez bir yola girmişti.

Yeni Teknolojinin Getirdiği Zorluklar

Plaklı sistemin ardından çok geçmeden sesin doğrudan film şeridinin kenarına kaydedildiği optik ses yöntemi geliştirildi ve hızla yayılarak standart hâline geldi. Yine de bu yeni döneme geçiş hiç kolay olmadı. Kayıt sırasında gürültü çıkaran kameralar ses geçirmez kabinlerin içine hapsedilmek zorunda kaldı. Mikrofonların belirli noktalara yerleştirilmesi yüzünden oyuncuların set içindeki hareket alanı oldukça kısıtlandı. Üstelik bu yeni düzen, bazı sessiz dönem yıldızları için de zorlu oldu; kimi oyuncular ses tonları ya da benimsedikleri oyunculuk tarzları nedeniyle yeni dönemin gerekliliklerine uyum sağlamakta sıkıntı yaşadı.

Bu köklü dönüşümün yaşandığı yıllarda, 1929'da ilk Oscar töreni de düzenlendi. Ancak herkes bu değişimi hemen kabullenmedi. Charlie Chaplin, yeni teknolojiye uzun süre direnen isimlerin başında geliyordu. Usta yönetmenin 1931 yapımı Şehir Işıkları ve 1936 tarihli Modern Zamanlar filmleri, müzik ve ses efektlerinden yararlanmasına rağmen ağırlıklı olarak sessiz sinemanın anlatı diline dayanıyordu. Türkiye'de ise bu yeni dönemin ilk adımı Muhsin Ertuğrul tarafından atıldı ve 1931 yılında yönettiği İstanbul Sokaklarında adlı yapım, ülkemizin ilk sesli filmi olarak tarihe geçti.

Sinemanın Kırılma Noktasına Tanıklık Etmek

Görüntünün sesle buluştuğu bu sancılı ve büyüleyici dönem, sinema sanatının sınırlarını yeniden çizdi. Bu büyük değişimin ayak izlerini doğrudan perdede görmek, yedinci sanatın bugünkü hâline nasıl ulaştığını anlamak için eşsiz bir kapı aralıyor. Bir sonraki film gecenizde Caz Şarkıcısı'na, Chaplin'in sessizliği zarafetle koruyan Şehir Işıkları'na ya da Türk sinemasının bu alandaki ilk adımı olan İstanbul Sokaklarında filmine yer vererek sesin beyazperdedeki ilk yankılarına kulak verebilirsiniz.

Kaynaklar

Sinema Gecesi için özgün olarak yazılmıştır.

← Sinema Tarihi · Zaman Tüneli